ALİ KARAKUŞ’dan demeler

 

Destan ister benden bizim Koçak’lar

Ne söyleyim dostlar haller perişan

Dertler tazelenir üstüne ekler

Söylemiyor benim diller perişan.

                       Geldi mart yedide istek kağıdı

                      Acep kimler verir bana övüdü

                      Annem beni talihsizmi doğurdu

                      Açılmış çiçekler güller perişan.

 Geçirdim baharı görmedim yazı

İçerimden çıkmaz bir ince sızı

Mevla güldürürmü acaba bizi

Gelmiyor haberim yollar perişan.

                      Beş aydır yatarım dolmadı çilem

                      Eller gibi bende şakıyıp gülem

                      İşçi olup gitti benimle gelen

                      Açmış yaprağını dallar perişan.

 El giderken ben çekerim içimi

Acaba nedendir bilmem suçumu

Genç yaşımda ağardırsın saçımı

Tehlike gidiyor günler perişan.

                       Mektup yazar telgıraflar çekerim

                      Derdim çoktur ben kimlere dökerim

                      Ümitler kesildi kaldım naçarım

                      Bilmem nasıl etsem yollar perişan.

 Akşam olur uyku girmez gözüme

Kimseler bakmıyor artık yüzüme

Dayanamam artık elin sözüne

Ümitler kesildi iller perişan.

                       Eller işçi olur bana vek gelir

                      Kiminede fabrikadan çek gelir

                      Şraybenin sözü bana ok gelir

                      Bozulmuş peteği ballar perişan.

  Yeter Karakuş’um çok uzun ettin

Burada Koçağı bırakıp gittin

Seninde derdin çok içini döktün

Destanı uzatma diller perişan.

                             Ali Karakuş Hamburg 1970

 

YUSUF KOÇAK’a

Hamburgun bekçisi biçare Koçak

Kaderin elinden nereye kaçak

Binsekde jet ile havaya uçsak

Yine peşimizden gelir bu kader.

                       Motorluya bindim aldım yolumu

                      Görür idim hem sağımı solumu

                      Kırdı felek kanadımı kolumu

                      Burada da buldu beni bu kader.

 Hastane önünde açmış çiçekler

Gönül hasret dert üstüne dert ekler

Sabreden üzülmez sonunu bekler

Önünde sonunda çürüktür kader.

                      Ali Karakuş  Ringsted ağustos 1970

KAYNANA

 Yazık oldu kaynana

Düştün gelin eline

Eşek arısı soksun

Şu gelinin dilini.

                       Acı patlıcan demiş

                      Gelin kaynanasına

                      Mevla nasıp eylesin

                      Gelinlerin hasına.

 Anne oğlan büyütmüş

Var ömrünü çürütmüş

Saçın süpürge edip

El içinde yürütmüş.

                       Kaşını çatar gelin

                      Ok gibi batar gelin

                      Melek yüzlü anneyi

                      Ellere satar gelin.

 Pantol sıkmış dizini

Öce bozmuş yüzünü

Kulak ardına atmış

Annesinin sözünü.

                       Bebesine süt vermez

                      Yedirir mamaları

                      Hiç nasihat dinlemez

                      Ağlatır anaları.

 Allı pullu has gelin

Sende olursun kaynana

Yaptığın kötülüğe

Ağlarsın yana yana.

                       Atamaz adımını

                      Kot pantolun içinde

                      Haya düzen kalmadı

                      Zamanenin picinde.

 Karakuş’um uzatma

Kızar gelinler sana

Oğlanı sen doğurdun

Hiç üzülme kaynana.

                                   

 

YAYLAM

 Şenol yaylam şenol sende nem kaldı

Kurumuş çimenin gülün kalmamış

Burcu burcu kokan yüce dağların

Çatmış sarp kayaya yolu kalmamış.

                       Nerde, hanı mor koyunlar kuzular

                      Çiğdem çiçek açan dağlar yazılar

                      Al yeşil bağlayıp gezen nazlılar

                      Dağılmış zülüfler pozu kalmamış.                                                                       

Nazlı nazlı akıp giden dereler

Öterdi kaşların yürek pareler

Turnanın kanadı açar yarelar

Dağılmış yuvası soyu kalmamış.

                       Seher vakti kekliklerin öterdi

                      Buram buram bacaların tüterdi

                      Sarı gelin helkelerin takardı

                      Taramış saçını teli kalmamış.

 Hiç kimse kalmamış çeşme başında

Baykuş yuva yapmış öter taşında

Gıda yoktur ekmeğinde aşında

O yüce dağların kışı mkalmamış.

                       Bahar gelir kelebekler uçardı

                      Mor menevşe boynu bükük açardı

                      Karakuş’um elin açmış naçardı

                      Elini tutacak dalı kalmamış.

                                           

Sessiz dağlar

 Çıktım yücesine baktım

Soğuk akar sular bizim

Yem yeşil renge bürünmüş

Burcu buercu kokar bzim.

                       Dağlar ıssız sürüsü yok

                      Kaval .alan birisi yok

                      Boş kovanlar arısı yok

                      Viran olmuş evler bizim.

 Yücesinde soğuk suyu

Hiç kaşmamış ağa beyi

Hep dağılmış emmi dayı

Taşlı taşlı yollar bizim.

                       Ötüşmez keklik sürüsü

                      Vızıldır eşek arısı

                      Dağlarda domuz sürüsü

                      Boşa akan çaylar bizim.

 Hani nerde koyun kuzu

Çekilmez değirmenci nazı

Kışlar uzun kaldı yazı

Unu bitel çuval bizim.

                       Otu bitti koyunların

                      Ceketi yok torunların

                      Arkası yok sorunların

                      Geçip giden ömür bizim.

                                            Ali Karakuş

                                               

Geceler

 Sabah oldu güneş doğdu tepeden

Karanlık gecesi bitti garibim

Sanki bir işkence kalkıyor erken

Suları kesilmiş  akmıyor garibin.

                       Issız bir yuvası boş tenceresi

                      Perdesi çürümüş yoktur penceresi

                      Kapanmış boğazı çıkmas nefesi

                      Kimseler sesini duymaz garibin.

 Kırık demliğine atar çayını

Bu kambur feleğin bize oyunu

Hatırına gelir akşam öğünü

Dolapta makarna vardır garibin.

                      Ağaç kepçesini alır eline

                      Şarkımı türkümü dolar diline

                      Bulaşık önlüğü takar beline

                      Temizlik sabunu yoktur garibin. 

Yıykar gömleğini yoktur ütüsü

Yırtık ayakkabı vardır kepisi

Fare baş kaldırmış hani kedisi

Kapısında tavuğu yoktur garibin. 

                      Boşalmış torbası bulguru yoktur

                      Yel olmuş bacağı hanı ya doktor

                      Karakuş’um yeter yazacak çoktur

                      Karıştırma defterını garibin.

                                                         

Güzelin methi

 Sabahınan çıktım yolun üstüne

Salını salını gelir bir güzel

Dökülmüş zülüfler alın üstüne

 Kıvrım kıvrım saçlar gelir bir güzel.

                       Sordum adın nedır? Dedi Zakine

                      Çorap giymez ayağının tekine

                      Açıldı çenesi sanki makine

                      Çatlamış dudağı gelir bir güzel.

 Gözüde çok patlak yoktur birisi

Açılmış gerdanı çürürk derisi

Vay dilini soksun eşek arısı

Etrafına neşe verir bir güzel.

                       Pullu çember al yanağın üstüne

                      Sanki bülbül konmuş gülün üstüne

                      Gülücükler atar gider dostuna

                      Çıplak ayakları gelir bir güzel. 

Farketmemiş entarisi yırtılmış

Parmakları çorabından kurtulmuş

Sanki aslan kafesinden atılmış

Çatmış kaşlarını gelir bir güzel. 

                      Dedim dilber senin yarin yokmudur

                      Bana baktı kadermidir ahmıdır

                      Mevlam seni bana verse çokmudur

                      Süzüldü gözleri ağlar bir güzel. 

Kibarlaştı konuşması naziktir

Çantasını sordum dedi azıktır

Seni alanlara vallah yazıktır

Sinirler gerildi gitti bir güzel.

                                Ali Karakuş                         

 

Devran döner

 Döner devran düzeni yok

Hep ızdırap kederi yok

Hiç kimsenin haberi yok

İçin yanar Karakuş’um.

                       Eser poyraz serin serin

                      Düşünürsün derin derin

                      Şu dünyada dardır yerin

                      Hiç gülmeyen Karakuş’um.

 Emeklerin oldu talan

Gelip geçti dünya yalan

Yapamadın yalan dolan

Yanar ağlar Karakuş’um.

                      Uzun yolun geldi sonu

                      Neden güldürmedi seni

                      Her an unutmazsın dünü

                      Ah çekersin Karakuş’um.

 Şu dünyaya niye geldin

Açılmadan hemen soldun

Yine derinlere daldın

Saçı beyaz Karakuş’um.

                       Çaldın ellerini boşa

                      Sende eller gibi yaşa

                      Kafanı takarsın boşa

                      Çok düşünme Karakuş’um.

  

Gelin – kaynana

 Yazık oldu kaynana

Düştün gelin eline

Eşek arısı soksun

Şu gelinin diline.

                       Acı patlıcan demiş

                      Gelin kaynanasına

                      Allah nasıp eylesin

                      Gelinlerin hasına.                                                    

Ana oğlan büyütmüş

Var ömrünü çürütmüş

Saçın süpürge yapıp

El içinde yürütmüş. 

                      Kaşını çatar gelin

                      Ok gibi batar gelin

                      Melek yüzlü anneyi

                      Ellere satar gelin. 

Bebesine süt vermez

Yedirir mamaları

Hiç nasihat dinlemez

Ağlatır anaları. 

                      Pantol sıkmış dizini

                      Öce bozmuş yüzünü

                      Önemseyip dinlemez

                      Anasının sözünü. 

Nasihatım var sana

Sende olun kaynana

Yaptığın kötülüğe

Ağlarsın yana yana.                                           

                      Karakuş’um uzatma

                      Kızar gelinler sana

                      Hayır dua almanmı

                      Sen anana babana.                      

 

Sitem

 

Zalım felek yıkma dedim evimi

Vurup talan ettin küle çevirdin

Harabe eyledin garip yuvamı

Yaprağı açmayan dala çevirdin. 

                      Baharı hiç gelmez her gün kış gibi

                      Hayal meyal geçer günler düş gibi

                      Dolu dolu gözlerinde yaş gibi

                      Asfaltı bozulmuş yola çevirdin. 

Uçmuş arı kovan durur boşuna

Böyle olmak çokmu gitti hoşuna

Karışmadım bende senin işine

Suları kurumuş göle çevirdin. 

                      Yüksekte uçardık sanki yol gibi

                      Kuru ekmek yerdik oğul bal gibi

                      Bizle alay ettin sanki el gibi

                      Yağmuru kesilmiş çöle çevirdin.

 Yok eyledin hayalleri kuruttun

Güldürmedin ömrümüzü çürüttün

Gençliğimi ahla vahla erittin

Siyah saçlarımı kıra çevirdin.

                       Elden ele göç eyledik olmadı

                      Hep ızdırap, hiç yüzümüz gülmedi

                      Oğul uşak hatırını sormadı

                      Karakuş’u çıkmaz yola çevirdin.

                      

Analar günü

 

Dallar yeşillendi çiçekler açtı

Toprağa karışmış bir garip ana

Erişti nesiller yuvadan uçtu

Sızlar kemikleri gelemez ana. 

                      Ne gelen var ne giden var yanına

                      Kapısı yok kimse girmez hanına

                      Dokundumu karayılan tenine

                      Uzun uzun yatar bir garip ana. 

Yazılıdır baş ucunda taşlar

Ne baharı gelir nede kışları

Toprak olmuş uzun saçları

Gönül arzu eder gelemez ana. 

                      Evinin içinde kuru toprağı

                      Ne bahçesi kalmış nede yaprağı

                      Sarmış etrafını feleğin ağı

                      Arar kapısını bulamaz ana. 

Seneden seneye düşer hatıra

Dua edip başucunda otura

Tepesinde iki taşı hatıra

Çökmüş üzerine kalkamaz ana. 

                      Ayak sesi bekler gelen olurmu

                      Şu garip halımı soran olurmu

                      Erişen goncalar beni sorurmu

                      Hal hatır eyleyip soramaz ana.

                                            Ali Karakuş  11-05-2003

Turnalar

 

Frankfurt şehrinde oldu düğünler

Oturmuş köşede ağlar bir dede

Çoşkulu günler doldu salonlar

Ah çeker derinden yanar bir dede. 

                      Ne arayan olmuş nede soranı

                      Etrafta dolaşan gülleri hanı

                      İrdenip atılmak yaşlının sonu

                      Hatırlar geşmişi söyler bir dede

Toplandı akraba yiyip içildi

Mutluluk günleri neşe saçıldı

Analar babalar coştu açıldı

Issız yuvasında yatar bir dede. 

                      Uzun gece uyku girmez gözüne

                      Soranı yok kimse bakmaz yüzüne

                      Hayalinde duyar çalgı zazını

                      Yumar gözlerini uykusuz dede.                                           

Çalınır davulu halay çekilir

Kurulmuş masalar yenip içilir

Süslenmiş gelinler güller açılır

Kanlı gözünü siler bir dede. 

                      Kapalımı hiç telefon çalmıyor

                      Kesikmi ışığı gözü görmüyor

                      Uydurmalar hatırını sormuyor

                      Etrafına bakar göremez dede.  

 

Bir kaç satır yazdım içim sızlılar

Mutlu olsun düğününüz kuzular

Böylesi günleri gönül arzular

Size esenlikler diler bir dede.

                                       Ali Karakuş

 

Yokuş yol

 

Yol yokuşa gelip çattı

Dizler yorgun atılmazki

Hayal oldu yaşam bitti

Kovalasan tutulmazki. 

                      Ne at kaldı ne araba

                      Ne ortada kara soba

                      Işığı yok renksiz oda

                      Perdesi yok takılmazki. 

Kapısında tavukları

Kafasında sarıkları

Ayağında çarıkları

Eski deyip atılmazki. 

                      Saati yok horoz öter

                      Bacasında duman tüter

                      Lambasının yağı biter

                      İp bağlasan çekilmez ki. 

Pantolunun yaması yok

Çocuğunun maması yok

Yemiş bulgur karnı pek tok

 Eritmeden yatılmaz ki.

                      Sırtındaki abasının

                      Sözü geçmez babasının

                      Derdi bitmez anasının

                      Söyler söyler tükenmez ki. 

Yatağının altı toprak

Kazanında kara yaprak

Ne yaşarsın be hey ahmak

Can kafesden çıkmıyor ki.

                                Ali Karakuş

 

                                                         

Yordular beni

 

Bu gün efkarlıyım kulağım çınlar

Kimler hatırlar bilmemki beni

Acı tatlı o geçen günler

Ok değip sinemi yaralar beni. 

                      Kalbim hızlı hızlı atar derinden

                      Sanki kafatası oynar yerinden

                      Tasalanma bir şey gelmez elinden

                      Ölmeden toprağa koydular beni. 

Bu dünya nazlumun yeri değildir

Sarhoş berduş olmak ulu değildir

Boş yere yakınma yeeri değildir

Yerlerde sürüyüp yordular beni. 

                      Kara kara düşünmeler boşuna

                      Kimse bakmaz gözlerinin yaşına

                      Sakın ellerini vurma döşüne

                      Kaldırıp yerlere çaldılar beni 

Boş ver artık yaşadığın yetmezmi

Sen olmasan sanki baca tütmez mi

Varlığını parça parça etmez mi

Kolsuz bir libasa sardılar beni. 

                      Viran yerler baykuşların mekanı

                      Hiç düşünme yerlerdeki yatanı

                      Karakuş’um yapma artık sitemi

                      O kara yılanlar yuttular beni.

 

Uzun yollar

 

Çekti kısmet düştük uzun yollara

Ben gurbete yollar bana alıştı

Adı sanı duyulmadık sllere

Eller bana diller bana alıştı. 

                      Delinmiş dağların altından geçtik

                      Kara bulutların üstünden uçtuk

                      Hayal gibi sanki dünyadan göçtük

                      Hep dinledik eller bize alıştı 

Kapandı  ağzımız yoktur dilimiz

Ne dikeni kaldı nede gülümüz

Çekildi arılar boş kovanımız

Boyun eğdik kader bize alıştı. 

                      Fabrikalar uzun pacası tüter

                      Issız parklarında turisler yatar

                      Polisi görünce yel gibi kaçar

                      Bahar geldi dallar bize alıştı.

Mekanın yok haber gelmez sıladan

El açana yardım eder yaradan

Yol kapandı hem havadan karadan

Gözler yaşlı çile bize alıştı 

                      Geldi kısmet yavaş yavaş çalıştı

                      Geçen günler hayallere karışti

                      Karakuş’um saçlarında kırıştı

                      Tolu yollar artık bize alıştı.

 

Kader torbası

 

Kader torbasına elimi uzattım

Tabanı delinmiş elim boş çıktı

Büktüm boynumu yürüdüm yola

Çürümüş asfaltı yolum taş çıktı 

                      Kış boranı gitti bahar erişti

                      Dereler çağladı sele karıştı

                      Koyunlar meledi döle yürüştü

                      Zalım felek yolumuza ters çıktı. 

Kimi çalar oynar neşe içinde

Kederi yok beyaz yoktur saçında

Neler vardır bilmez yolun ucunda

Ele düğün bayram bize yas çıktı. 

                      Sesi çıkmaz teli bozuk sazının

                      Soluk rengi neşesi yok yüzünün

                      Hiç bitmeyen yaşla dolu gözün

                      Aldı dolu dolu bize az çıktı. 

Sitem etme Karakuş’um boşuna

Çıkmış duman yüce dağın başına

Hiç karışma bu feleğin işine

Koca dünya sana sanki dar çıktı.

 

Merhaba

 

Allı turnam Frankfurt’a varırsan

Aşiretler orda söyle Merhaba

Mekanımız orda gidip görürsen

Haspihal eyleyip söyle merhaba. 

                      Yıkılmış kalmamış ADLER yapısı

                      Dağılmış işçisi gitmiş hepisi

                      Sanki bizde imiş onun tapusu

                      Kapıcısı kel Şimid’e merhaba. 

Ucuz satılıyor Aldi’nin malı

Uzayıp gidiyor Höküs’ün yolu

Alış veriş eder hep türkle dolu

Kasadaki sarı kıza merhaba.                                                         

                      Dururmola acep şade kaofu

                      Güzel olur idi ölü tavuğu

                      Malamat parkında yüzer kayığı

                      İçindeki kel Helmut’a merhaba. 

Yedinci katında HERTE’nin parkı

Pahalı satılır içinde kürkü

Bir şey yürütürsen hazırdır yargı

Seyrek sakal polisine merhaba. 

                    Çok kederli geçtı OFFENBACH yolu

                    Uzun yollarında ızdırap dolu

                    Bileti unutma kontrol dolu

                    Ceza kesen fışlan karıya merhaba. 

Karakuş kısa kes derine dalma

Unut geçmişleri kendini yorma

Kapandı ziyaret yüzünü sürme

Sorup sival edenlere merhaba.

 

 

Kapanan yollar

 Zalım felek yine çaldı kapıyı

Issız bir yuvaya esir eyledi

Çekmiş hançeriniciğer yakıyı

Ne bir haber verdi nede söyledi. 

                      Döner tepemizde bir kartal gibi

                      Girdik bir denize görünmez dibi

                      Şu koca dünyanın kalmadı tadı

                      Yaktı etrafımı kömür eyledi. 

Akşam olur karanlıklar bastırır

Kapandı kapısı içi boş durur

Dağılmış yuvası yaralı bir kuş durur

Kapattı yollları çamur eyledi.                                                          

                      Yemeği yok kazanları boş durur

                      Üç günden kalanı kuru aş durur

                      Yanar ağlar gözlerine yaş dolur

                      Önü uçurumlu  yolmu eyledi. 

Kuşlar uçar yuvasına çekilir

Kara bulut önümüze dikilir

Kapımıza kara kilit takılır

Vurdu pençesini viran eyledi. 

                      Ağlar Karakuş’um yanar köz olur

                      Şu aleme bahar gelir yaz olur

                      Çok söyleme eller duyar söz olur

                      Kesti yollarımı esir eyledi.

 

 

Eski Anılar

 

Sabahleyin kalkmış helke elinde

Salına salına gider bir gelin

Sanki bir ay doğmuş çeşme önüne

Süzer gözlerini bakar bir gelin. 

                      Gümüş kemerini takmış beline

                      Saç bağı bağlamış zülüf teline

                      Sanki bülbül konmuş gülün dalına

                      Renkli bir kelebek uçar bir gelin. 

Seherde açılan gonca gül gibi

Ocesiz yanağı sanki bal gibi

İlk baharda olan petek bal gibi

Süzer gözlerini gider bir gelin. 

                      Pullu dölbent gözlerinin üstünde

                      Siyz zülüfleri alın üstünde

                      Nazlı nazlı gider yolun üstünde

                      Saçları dalgalı gider bir gelin.

Hanı nerde o pırlanta gelinler

Yanında olursan bitmez ömürler

Çıktı artık kot pantollu sürüler

Atamaz adımı yürür bir gelin.                                                          

                      Yoktur özelliği süs güzelidir

                      Beğenmes kimseyi naz özelidir

                      Kaynana kaynana bir biçaredir

                      Saygısıs sevgisiz geldi bir gelin.                     

Karakuş’um yazar söyler boşuna

Zaman böyle gitmiyormu hoşuna

Olan olmuş geçmişlerle işin ne

Demlesin çayını getirsin gelin.

 

Akşamlar

 

Güneş battı yine çekildi kuşlar

Bir gariplik çöker akşam olunca

Yumar gözlerini karışık düşler

Her taraf karanlık akşam olunca. 

                      Geçmiş mazisini hatırlar durur

                      Giden geri gelmez kimlere sorur

                      Derinden ah çeker göksüne vurur

                      Uzar geceleri akşam olunca. 

Kurulan hayaller boşuna gitmiş

Virane bahçede baykuşlar ötmüş

Issız yuvasında bir duman tütmüş

Tükenmiş ümütler akşam olunca. 

                      Kulakları seste kapısı çalmaz

                      Kapanmış telefon hiç soran olmaz

                      Dört duvara bakar gözleri görmez

                      Dertleri tazeler akşam olunca. 

Sırtı kamburlaşmiş çökmüş omuzu

Ayağına inmiz ince bir sızı

Kesilmiş takatı kalmamış pozu

Hatırlar geçmişi akşam olunca.                     

                      Yemeği yok tenceresi boş durur

                      Bir kenarda kalmış kuru aş durur

                      Karakuş’um gözlerine yaş dolur

                      Dalar derinlere akşam olunca.

 

 

Kozalı Gelin

 

Seher vakti çıkmış yolun üstüne

Uykudan uyanmış gözleri bir hoş

Taramış zülfünü belin üstüne

Uzayıp gider yolları bir hoş. 

                      Hasbihal eyledim sallar başını

                      Sanki güneş doğar açmış döşünü

                      Gizleyip göstermez gözün yaşını

                      Allı yazmasının gülleri bir hoş. 

Gümüş kemer sıkmış ince belini

Saş bağı bağlamış zülüf teline

Takmış helkeleri gider yoluna

Süzer etrafını bakışı bir hoş.

                      Karakaş üstünde pullu çemberi

                      Göklerdenmi inmiş sanki bir peri

                      Bilmemki dengimi gelinin yari

                      Yürür nazlı nazlı gidişi bir hoş. 

Özenmiş yaradan kendi eliyle

Süsler etrafını kendi gülüyle

El ele tutuşup gezer yariyle

Burcu burcu gelir kokusu bir hoş. 

                      Renkli bir kelebek uçacak gibi

                      İlk baharda güller açacak gibi

                      Bülbül gül dalında ötecek gibi

                      Kalem kaşlarını çatışı bir hoş.

                                                          

                                                    Ali Karakuş

 

Geçen Ömür

 

Deli gönül yine coştu çağladı

Gözlerinden akan yaşlarına bak

Dağılmış sürüsü kimse kalmamış

Uzaktan bakışır dostlarına bak. 

                      Yürüyemez ayakları dolaşır

                      Ah çekip göksüne vurmak yaraşır

                      Dermanı kalmamış ne iş başarır

                      Konuşur dinlenmez sözlerine bak. 

Dökülmüş saçları kaşı kalmamış

Ağzının içinde dişi kalmamış

Kurumuş damarlar yaşı kalmamış

Geri geri gider adımlara bak. 

                      Omuzunun bir tarafı çöküyü

                      Ağrı girmiş bellerini büküyü

                      Saçlarına kınaları yakıyı

                      Tabanından çıkan beyazına bak. 

Yıbramış kemiği ayak taşımaz

Tabanları yarık yollaraçılmaz

Ah ile vah ile yollar aşıkmaz

Yerine gelmeyen dileğine bak. 

                      Geceleri uyuyamaz oturur

                      Boş hayaller artık seni bitirir

                      Kambur felek artık seni götürür

                      Gitmez karşı verir ellerine bak. 

İmam sarığını giyer başına

Yavaş yavaş son verilir işine

Hiç bakan olurmu gözün yaşına

Acele toprağı yitenlere bak.                              

                                    Ali Karakuş

                     

 Canan

 

Akşam üstü bir güzele vuruldum

Açtı kapısını gir dedi bana

Haş sohbet eyledi sanki bağladı

Açtı kollarını sar dedi bana 

                      Hayali bir ev duvarı çatlak

                      Bu nazlı dillerin gözleri patlak

                      Bozulmuş öcesi her yeri çatlak

                      Kaldırdı örtüsün gör dedi bana. 

Ağzı faraşmıdır ne kadar büyük

İnce bacakları karnı pek yayık

Yavaşca yürüdü bir yanı çalık

Elini elime ver dedi bana. 

                      Uzun entarisi gülleri solmuş

                      Çatlamış dudağı derisi kalmış

                      Hani nerde senin sevgilin nolmuş

                      Maalesef ilk aşkım sen dedi bana. 

Çene otomatik hiç sözü bitmez

Yanmamış ocağı tütünü tütmez

Kaldım bir köşede az öte gitmez

Yüzünü yüzüme sür dedi bana. 

                      Çürümüş dişleri rengi sararmış

                      Uzamış tırnağı içi kararmış

                      Gelip geçenleri yari sanarmış

                      İşte aradığım sen dedi bana. 

Yalın ayakları tabanı yarık

Düzgün yürüyemez bir yanı çalık

Sudan uzaklaşan kokuşan balık

Burcu burcu kokar gel dedi bana. 

                      Sordum canan tuvaletin nerede

                      Babadan kalmıştı kaldı geride

                      Karakuş’um duramazsın burada

                      Dam ardından dolan sor dedi bana.

 

Köyümüz

 

Tepesi dağ önü ova

Bu köy bizim köyümüzdür

Nice yıllar aldık hava

Bu köy bizim köyümüzdür. 

                      Samsun yolu uzar gider

                      Doğası ne kadar güzel

                      Yıkık evler neşe bozar

                      Bu köy bizim köyümüzdür. 

Kalmamış ağası beyi

Geçip gitmiş emme dayı

Veran olmuş bahçe bağı

Bu köy bizim köyümüzdür. 

                      Taşlarında baykuş öter

                      Bir acayip tütün tüter

                      Ne dalında gülü biter

                      Bu köy bizim köyümüzdür. 

Kalmamış gelini kızı

Kayıp olmuş eski nazı

Hayaller kurardık bazı

Bu köy bizim köyümüzdür. 

                      Ne koyunu kuzusu var

                      Ne yaylası yazısı var

                      Unutulmaz mazisi var

                      Bu köy bizim köyümüzdür.

Hatıralar hiç kalmamış

Taş üstünde taş kalmamış

Karakuş’a eş kalmamış

Bu köy bizim köyümüzdür.

 

Yalan Dünya

 

Ah ile vah ile geldi geçiyor

Zalım felek ne gününü gördüm ben

Kimi allar giymiş neşe içinde

Şikayetim kime soramadım ben. 

                      Ne baharımız kaldı nede kışımız

                      Nr hayaller kaldı nede düşümüz

                      Ta ezelden yaralıdır döşümüz

                      Kahkahalar atıp gülmedimki ben. 

Adım adım sanki izledin beni

Kararttın her yanı görmedik günü

Dumanla kapladın gönül bağını

Yolları kapattın varamadım ben. 

                      Sele verdin bentlerimi boşuna

                      Eziyet ettikçe gitti hoşuna

                      Ağustosta kar yağdırdın başıma

                      Gençlık ne demektir bilemedim ben. 

Acılar içinde gözlerim yailı

Hiç mi baharı yok hep karakışlı

Her zaman siperde elinde beşli

Nedir kabahatim soranadım ben. 

                      Bitti mücadele uyum zamanı

                      Gitti artık yüce dağın dumanı

                      Yazılıyor Karakuş’un fermanı

                      Kapattın gözümü göremedim ben.

                     

Turnakar

 

Gök yüzünde uçup giden Turnalar

Girmemiş sıraya katarı bozuk

Alıcı kuşlardan sakın yaralar

Çıkmış yücelere bakışı bozuk 

                      İçi yaralanmış öter birisi

                      Garip garip uçar gider sürüsü

                      Uzatıp boynunu gelir gerisi

                      Bakar etrafına ötüşü bozuk. 

Sarp kayalıklarda şahin yuvası

O yüce dağların nafis havası

Geçir kulağına kartalın sesi

Yutar bir lokmada çenesi bozuk. 

                      Sarı turnam suyu nerden içersin

                      Kimseyi incitmen neden kaçarsın

                      Irmaklardan nehirlerden geçersin

                      Yaklaşma engine doğası bozuk. 

Yavruların yokmu nerde gizlersin

Süzülürsün dere tepe düzlersin

Bakıp bakıp garipleri izlersin

Sorma Karakuş’un düzeni bozuk.

 

 

Boş Ağıt

 

Ben ölünce sakın bana ağlama

Izdırap çektirdin güldürmedin ki

Ah edipte karaları bağlama

Akan gözlerimi dindirmedin ki. 

                      Yükleme üstüme boşa taşları

                      Akıtma gözünden yalan yaşları

                      Eğer hatırlarsan olan işleri

                      Elimden tutupta kaldırmadın ki.                      

Boşuna süsleme mezar taşımı

Gelipte çiğneme kuru başımı

Dökülmüş çürümüş olan dişimi

Bir acı melhemi çaldırmadın ki. 

                      Dünya kalsa Süleyman’a kalırdı

                      Pir Sultanlar gitmez burda olurdu

                      Nice padişahlar devran sürürdü

                      Bunlardan bir örnek aldırmadın ki. 

Seneler dolanır bayramlar geçer

Titremiş elleri ne yer ne içer

Söylemez halini kalırsa naçar

Açık yarasını sardırmadın ki.      

                      Eminmisin solmayacak güllerin

                      Böyle kalacak mı güçlü kollaraı

                      Bir gün tutulacak senin dillerin

                      Elimden tutupta kaldırmadın ki.. 

Ölüm bir murattır yaşlı olana

Ne mutlu ki geçmişini sorana

Karakuş selamı söyler kalana

Gideceğin günü bildirmedin ki. 

 

Geçen Günler

 

Gelip gider olduk koca dünyadan

Sanki bağlanmıştı kolumuz bizim

Suçlumu doğmuştuk bilmem anadan

Hiç bir şey söylemez dilimiz bizim.                                           

                      Ne baharımız var ne kışımız

                      Ulu yaradana kaldı işimiz

                      Gerçek hayalimiz düşümüz

                      Bataktan kurtulmaz yolumuz bizim. 

Hayaller kurardık düşerdik yola

Yaşlı güzlerimiz hep dola dola

Bakardık geriden açılmış güle

Dikenleri yırttı elimizi bizim. 

                      Yarılmış tabanı elimiz nasır

                      Ufacık yatağı tabanı hasır

                      Ahırında inek kuzlamaz kısır

                      Ezelden büküldü belimiz bizim. 

Kırık lambasının yanmaz şişesi

Sobası kararmış yemek piçesi

Toprak dolu evlerinin köşesi

Hep dua ederdi dilimiz bizim. 

                      Karakuş’um uzun uzun yazarsın

                      Efkar gelir sen kendini üzersin

                      Kime kahırlanıp kara bozarsın

                      Kapalıdır gitmez yolumuz bizim.

 

Kuzuluk / Adapazarı

 

Yerleşmiş ovaya dağa yaslanmış

Sanki gelin olmuş yüzü süslenmiş

Benimsemiş güzelliği üstlenmiş

Cennetin kokusun almış Kuzuluk. 

                      Cıvı lcıvıl olmuş her taraf dolu

                      Türlü çiçek açmış dağların gülü

                      Eser serin serin dağların yeli

                      Tabiat güzeli olmuş Kuzuluk. 

Sular kaynayarak akar buradan

Ne güzel yaratmış ulu yaradan

Kuşlar başka başka öter buradan

Cennetten güzellik almış Kuzuluk. 

                      Etrafında türlü yeşil dağları

                      Yeşiller içinde kalmış evleri

                      Yakışmış doğaya bütün köyleri

                      Çeşitli yeşile dalmış Kuzuluk. 

Yerleşmiş dağların orta yerine

Özenle yapılmış üyelerine

Şifalar ve4riyor gelenlerine

Kaynayan sulara girmiş Kuzuluk. 

                      Karakuş’um Kuzuluk’u çok över

                      Gitmek isterisen görmeyi değer

                      Kıymetini bilen burayı sever

                      Her yere ününü salmış Kuzuluk.

  

Çorum / Kuşsaray Köyü’nden 

ALİ KARAKUŞ