|
ALİ KARAKUŞdan demeler
Destan ister benden bizim Koçaklar Ne söyleyim dostlar haller perişan Dertler tazelenir üstüne ekler Söylemiyor benim diller perişan. Geldi mart yedide istek kağıdı Acep kimler verir bana övüdü Annem beni talihsizmi doğurdu Açılmış çiçekler güller perişan. Geçirdim baharı görmedim yazı İçerimden çıkmaz bir ince sızı Mevla güldürürmü acaba bizi Gelmiyor haberim yollar perişan. Beş aydır yatarım dolmadı çilem Eller gibi bende şakıyıp gülem İşçi olup gitti benimle gelen Açmış yaprağını dallar perişan. El giderken ben çekerim içimi Acaba nedendir bilmem suçumu Genç yaşımda ağardırsın saçımı Tehlike gidiyor günler perişan. Mektup yazar telgıraflar çekerim Derdim çoktur ben kimlere dökerim Ümitler kesildi kaldım naçarım Bilmem nasıl etsem yollar perişan. Akşam olur uyku girmez gözüme Kimseler bakmıyor artık yüzüme Dayanamam artık elin sözüne Ümitler kesildi iller perişan. Eller işçi olur bana vek gelir Kiminede fabrikadan çek gelir Şraybenin sözü bana ok gelir Bozulmuş peteği ballar perişan. Yeter Karakuşum çok uzun ettin Burada Koçağı bırakıp gittin Seninde derdin çok içini döktün Destanı uzatma diller perişan. Ali Karakuş Hamburg 1970
YUSUF KOÇAKa Hamburgun bekçisi biçare Koçak Kaderin elinden nereye kaçak Binsekde jet ile havaya uçsak Yine peşimizden gelir bu kader. Motorluya bindim aldım yolumu Görür idim hem sağımı solumu Kırdı felek kanadımı kolumu Burada da buldu beni bu kader. Hastane önünde açmış çiçekler Gönül hasret dert üstüne dert ekler Sabreden üzülmez sonunu bekler Önünde sonunda çürüktür kader. Ali Karakuş Ringsted ağustos 1970 KAYNANA Yazık oldu kaynana Düştün gelin eline Eşek arısı soksun Şu gelinin dilini. Acı patlıcan demiş Gelin kaynanasına Mevla nasıp eylesin Gelinlerin hasına. Anne oğlan büyütmüş Var ömrünü çürütmüş Saçın süpürge edip El içinde yürütmüş. Kaşını çatar gelin Ok gibi batar gelin Melek yüzlü anneyi Ellere satar gelin. Pantol sıkmış dizini Öce bozmuş yüzünü Kulak ardına atmış Annesinin sözünü. Bebesine süt vermez Yedirir mamaları Hiç nasihat dinlemez Ağlatır anaları. Allı pullu has gelin Sende olursun kaynana Yaptığın kötülüğe Ağlarsın yana yana. Atamaz adımını Kot pantolun içinde Haya düzen kalmadı Zamanenin picinde. Karakuşum uzatma Kızar gelinler sana Oğlanı sen doğurdun Hiç üzülme kaynana.
YAYLAM Şenol yaylam şenol sende nem kaldı Kurumuş çimenin gülün kalmamış Burcu burcu kokan yüce dağların Çatmış sarp kayaya yolu kalmamış. Nerde, hanı mor koyunlar kuzular Çiğdem çiçek açan dağlar yazılar Al yeşil bağlayıp gezen nazlılar Dağılmış zülüfler pozu kalmamış. Nazlı nazlı akıp giden dereler Öterdi kaşların yürek pareler Turnanın kanadı açar yarelar Dağılmış yuvası soyu kalmamış. Seher vakti kekliklerin öterdi Buram buram bacaların tüterdi Sarı gelin helkelerin takardı Taramış saçını teli kalmamış. Hiç kimse kalmamış çeşme başında Baykuş yuva yapmış öter taşında Gıda yoktur ekmeğinde aşında O yüce dağların kışı mkalmamış. Bahar gelir kelebekler uçardı Mor menevşe boynu bükük açardı Karakuşum elin açmış naçardı Elini tutacak dalı kalmamış.
Sessiz dağlar Çıktım yücesine baktım Soğuk akar sular bizim Yem yeşil renge bürünmüş Burcu buercu kokar bzim. Dağlar ıssız sürüsü yok Kaval .alan birisi yok Boş kovanlar arısı yok Viran olmuş evler bizim. Yücesinde soğuk suyu Hiç kaşmamış ağa beyi Hep dağılmış emmi dayı Taşlı taşlı yollar bizim. Ötüşmez keklik sürüsü Vızıldır eşek arısı Dağlarda domuz sürüsü Boşa akan çaylar bizim. Hani nerde koyun kuzu Çekilmez değirmenci nazı Kışlar uzun kaldı yazı Unu bitel çuval bizim. Otu bitti koyunların Ceketi yok torunların Arkası yok sorunların Geçip giden ömür bizim. Ali Karakuş
Geceler Sabah oldu güneş doğdu tepeden Karanlık gecesi bitti garibim Sanki bir işkence kalkıyor erken Suları kesilmiş akmıyor garibin. Issız bir yuvası boş tenceresi Perdesi çürümüş yoktur penceresi Kapanmış boğazı çıkmas nefesi Kimseler sesini duymaz garibin. Kırık demliğine atar çayını Bu kambur feleğin bize oyunu Hatırına gelir akşam öğünü Dolapta makarna vardır garibin. Ağaç kepçesini alır eline Şarkımı türkümü dolar diline Bulaşık önlüğü takar beline Temizlik sabunu yoktur garibin. Yıykar gömleğini yoktur ütüsü Yırtık ayakkabı vardır kepisi Fare baş kaldırmış hani kedisi Kapısında tavuğu yoktur garibin. Boşalmış torbası bulguru yoktur Yel olmuş bacağı hanı ya doktor Karakuşum yeter yazacak çoktur Karıştırma defterını garibin.
Güzelin methi Sabahınan çıktım yolun üstüne Salını salını gelir bir güzel Dökülmüş zülüfler alın üstüne Kıvrım kıvrım saçlar gelir bir güzel. Sordum adın nedır? Dedi Zakine Çorap giymez ayağının tekine Açıldı çenesi sanki makine Çatlamış dudağı gelir bir güzel. Gözüde çok patlak yoktur birisi Açılmış gerdanı çürürk derisi Vay dilini soksun eşek arısı Etrafına neşe verir bir güzel. Pullu çember al yanağın üstüne Sanki bülbül konmuş gülün üstüne Gülücükler atar gider dostuna Çıplak ayakları gelir bir güzel. Farketmemiş entarisi yırtılmış Parmakları çorabından kurtulmuş Sanki aslan kafesinden atılmış Çatmış kaşlarını gelir bir güzel. Dedim dilber senin yarin yokmudur Bana baktı kadermidir ahmıdır Mevlam seni bana verse çokmudur Süzüldü gözleri ağlar bir güzel. Kibarlaştı konuşması naziktir Çantasını sordum dedi azıktır Seni alanlara vallah yazıktır Sinirler gerildi gitti bir güzel. Ali Karakuş
Devran döner Döner devran düzeni yok Hep ızdırap kederi yok Hiç kimsenin haberi yok İçin yanar Karakuşum. Eser poyraz serin serin Düşünürsün derin derin Şu dünyada dardır yerin Hiç gülmeyen Karakuşum. Emeklerin oldu talan Gelip geçti dünya yalan Yapamadın yalan dolan Yanar ağlar Karakuşum. Uzun yolun geldi sonu Neden güldürmedi seni Her an unutmazsın dünü Ah çekersin Karakuşum. Şu dünyaya niye geldin Açılmadan hemen soldun Yine derinlere daldın Saçı beyaz Karakuşum. Çaldın ellerini boşa Sende eller gibi yaşa Kafanı takarsın boşa Çok düşünme Karakuşum.
Gelin kaynana Yazık oldu kaynana Düştün gelin eline Eşek arısı soksun Şu gelinin diline. Acı patlıcan demiş Gelin kaynanasına Allah nasıp eylesin Gelinlerin hasına. Ana oğlan büyütmüş Var ömrünü çürütmüş Saçın süpürge yapıp El içinde yürütmüş. Kaşını çatar gelin Ok gibi batar gelin Melek yüzlü anneyi Ellere satar gelin. Bebesine süt vermez Yedirir mamaları Hiç nasihat dinlemez Ağlatır anaları. Pantol sıkmış dizini Öce bozmuş yüzünü Önemseyip dinlemez Anasının sözünü. Nasihatım var sana Sende olun kaynana Yaptığın kötülüğe Ağlarsın yana yana. Karakuşum uzatma Kızar gelinler sana Hayır dua almanmı Sen anana babana.
Sitem
Zalım felek yıkma dedim evimi Vurup talan ettin küle çevirdin Harabe eyledin garip yuvamı Yaprağı açmayan dala çevirdin. Baharı hiç gelmez her gün kış gibi Hayal meyal geçer günler düş gibi Dolu dolu gözlerinde yaş gibi Asfaltı bozulmuş yola çevirdin. Uçmuş arı kovan durur boşuna Böyle olmak çokmu gitti hoşuna Karışmadım bende senin işine Suları kurumuş göle çevirdin. Yüksekte uçardık sanki yol gibi Kuru ekmek yerdik oğul bal gibi Bizle alay ettin sanki el gibi Yağmuru kesilmiş çöle çevirdin. Yok eyledin hayalleri kuruttun Güldürmedin ömrümüzü çürüttün Gençliğimi ahla vahla erittin Siyah saçlarımı kıra çevirdin. Elden ele göç eyledik olmadı Hep ızdırap, hiç yüzümüz gülmedi Oğul uşak hatırını sormadı Karakuşu çıkmaz yola çevirdin.
Analar günü
Dallar yeşillendi çiçekler açtı Toprağa karışmış bir garip ana Erişti nesiller yuvadan uçtu Sızlar kemikleri gelemez ana. Ne gelen var ne giden var yanına Kapısı yok kimse girmez hanına Dokundumu karayılan tenine Uzun uzun yatar bir garip ana. Yazılıdır baş ucunda taşlar Ne baharı gelir nede kışları Toprak olmuş uzun saçları Gönül arzu eder gelemez ana. Evinin içinde kuru toprağı Ne bahçesi kalmış nede yaprağı Sarmış etrafını feleğin ağı Arar kapısını bulamaz ana. Seneden seneye düşer hatıra Dua edip başucunda otura Tepesinde iki taşı hatıra Çökmüş üzerine kalkamaz ana. Ayak sesi bekler gelen olurmu Şu garip halımı soran olurmu Erişen goncalar beni sorurmu Hal hatır eyleyip soramaz ana. Ali Karakuş 11-05-2003 Turnalar
Frankfurt şehrinde oldu düğünler Oturmuş köşede ağlar bir dede Çoşkulu günler doldu salonlar Ah çeker derinden yanar bir dede. Ne arayan olmuş nede soranı Etrafta dolaşan gülleri hanı İrdenip atılmak yaşlının sonu Hatırlar geşmişi söyler bir dede. Toplandı akraba yiyip içildi Mutluluk günleri neşe saçıldı Analar babalar coştu açıldı Issız yuvasında yatar bir dede. Uzun gece uyku girmez gözüne Soranı yok kimse bakmaz yüzüne Hayalinde duyar çalgı zazını Yumar gözlerini uykusuz dede. Çalınır davulu halay çekilir Kurulmuş masalar yenip içilir Süslenmiş gelinler güller açılır Kanlı gözünü siler bir dede. Kapalımı hiç telefon çalmıyor Kesikmi ışığı gözü görmüyor Uydurmalar hatırını sormuyor Etrafına bakar göremez dede.
Bir kaç satır yazdım içim sızlılar Mutlu olsun düğününüz kuzular Böylesi günleri gönül arzular Size esenlikler diler bir dede. Ali Karakuş
Yokuş yol
Yol yokuşa gelip çattı Dizler yorgun atılmazki Hayal oldu yaşam bitti Kovalasan tutulmazki. Ne at kaldı ne araba Ne ortada kara soba Işığı yok renksiz oda Perdesi yok takılmazki. Kapısında tavukları Kafasında sarıkları Ayağında çarıkları Eski deyip atılmazki. Saati yok horoz öter Bacasında duman tüter Lambasının yağı biter İp bağlasan çekilmez ki. Pantolunun yaması yok Çocuğunun maması yok Yemiş bulgur karnı pek tok Eritmeden yatılmaz ki. Sırtındaki abasının Sözü geçmez babasının Derdi bitmez anasının Söyler söyler tükenmez ki. Yatağının altı toprak Kazanında kara yaprak Ne yaşarsın be hey ahmak Can kafesden çıkmıyor ki. Ali Karakuş
Yordular beni
Bu gün efkarlıyım kulağım çınlar Kimler hatırlar bilmemki beni Acı tatlı o geçen günler Ok değip sinemi yaralar beni. Kalbim hızlı hızlı atar derinden Sanki kafatası oynar yerinden Tasalanma bir şey gelmez elinden Ölmeden toprağa koydular beni. Bu dünya nazlumun yeri değildir Sarhoş berduş olmak ulu değildir Boş yere yakınma yeeri değildir Yerlerde sürüyüp yordular beni. Kara kara düşünmeler boşuna Kimse bakmaz gözlerinin yaşına Sakın ellerini vurma döşüne Kaldırıp yerlere çaldılar beni Boş ver artık yaşadığın yetmezmi Sen olmasan sanki baca tütmez mi Varlığını parça parça etmez mi Kolsuz bir libasa sardılar beni. Viran yerler baykuşların mekanı Hiç düşünme yerlerdeki yatanı Karakuşum yapma artık sitemi O kara yılanlar yuttular beni.
Uzun yollar
Çekti kısmet düştük uzun yollara Ben gurbete yollar bana alıştı Adı sanı duyulmadık sllere Eller bana diller bana alıştı. Delinmiş dağların altından geçtik Kara bulutların üstünden uçtuk Hayal gibi sanki dünyadan göçtük Hep dinledik eller bize alıştı Kapandı ağzımız yoktur dilimiz Ne dikeni kaldı nede gülümüz Çekildi arılar boş kovanımız Boyun eğdik kader bize alıştı. Fabrikalar uzun pacası tüter Issız parklarında turisler yatar Polisi görünce yel gibi kaçar Bahar geldi dallar bize alıştı. Mekanın yok haber gelmez sıladan El açana yardım eder yaradan Yol kapandı hem havadan karadan Gözler yaşlı çile bize alıştı Geldi kısmet yavaş yavaş çalıştı Geçen günler hayallere karışti Karakuşum saçlarında kırıştı Tolu yollar artık bize alıştı.
Kader torbası
Kader torbasına elimi uzattım Tabanı delinmiş elim boş çıktı Büktüm boynumu yürüdüm yola Çürümüş asfaltı yolum taş çıktı Kış boranı gitti bahar erişti Dereler çağladı sele karıştı Koyunlar meledi döle yürüştü Zalım felek yolumuza ters çıktı. Kimi çalar oynar neşe içinde Kederi yok beyaz yoktur saçında Neler vardır bilmez yolun ucunda Ele düğün bayram bize yas çıktı. Sesi çıkmaz teli bozuk sazının Soluk rengi neşesi yok yüzünün Hiç bitmeyen yaşla dolu gözün Aldı dolu dolu bize az çıktı. Sitem etme Karakuşum boşuna Çıkmış duman yüce dağın başına Hiç karışma bu feleğin işine Koca dünya sana sanki dar çıktı.
Merhaba
Allı turnam Frankfurta varırsan Aşiretler orda söyle Merhaba Mekanımız orda gidip görürsen Haspihal eyleyip söyle merhaba. Yıkılmış kalmamış ADLER yapısı Dağılmış işçisi gitmiş hepisi Sanki bizde imiş onun tapusu Kapıcısı kel Şimide merhaba. Ucuz satılıyor Aldinin malı Uzayıp gidiyor Höküsün yolu Alış veriş eder hep türkle dolu Kasadaki sarı kıza merhaba. Dururmola acep şade kaofu Güzel olur idi ölü tavuğu Malamat parkında yüzer kayığı İçindeki kel Helmuta merhaba. Yedinci katında HERTEnin parkı Pahalı satılır içinde kürkü Bir şey yürütürsen hazırdır yargı Seyrek sakal polisine merhaba. Çok kederli geçtı OFFENBACH yolu Uzun yollarında ızdırap dolu Bileti unutma kontrol dolu Ceza kesen fışlan karıya merhaba. Karakuş kısa kes derine dalma Unut geçmişleri kendini yorma Kapandı ziyaret yüzünü sürme Sorup sival edenlere merhaba.
Kapanan yollar Zalım felek yine çaldı kapıyı Issız bir yuvaya esir eyledi Çekmiş hançeriniciğer yakıyı Ne bir haber verdi nede söyledi. Döner tepemizde bir kartal gibi Girdik bir denize görünmez dibi Şu koca dünyanın kalmadı tadı Yaktı etrafımı kömür eyledi. Akşam olur karanlıklar bastırır Kapandı kapısı içi boş durur Dağılmış yuvası yaralı bir kuş durur Kapattı yollları çamur eyledi. Yemeği yok kazanları boş durur Üç günden kalanı kuru aş durur Yanar ağlar gözlerine yaş dolur Önü uçurumlu yolmu eyledi. Kuşlar uçar yuvasına çekilir Kara bulut önümüze dikilir Kapımıza kara kilit takılır Vurdu pençesini viran eyledi. Ağlar Karakuşum yanar köz olur Şu aleme bahar gelir yaz olur Çok söyleme eller duyar söz olur Kesti yollarımı esir eyledi.
Eski Anılar
Sabahleyin kalkmış helke elinde Salına salına gider bir gelin Sanki bir ay doğmuş çeşme önüne Süzer gözlerini bakar bir gelin. Gümüş kemerini takmış beline Saç bağı bağlamış zülüf teline Sanki bülbül konmuş gülün dalına Renkli bir kelebek uçar bir gelin. Seherde açılan gonca gül gibi Ocesiz yanağı sanki bal gibi İlk baharda olan petek bal gibi Süzer gözlerini gider bir gelin. Pullu dölbent gözlerinin üstünde Siyz zülüfleri alın üstünde Nazlı nazlı gider yolun üstünde Saçları dalgalı gider bir gelin. Hanı nerde o pırlanta gelinler Yanında olursan bitmez ömürler Çıktı artık kot pantollu sürüler Atamaz adımı yürür bir gelin. Yoktur özelliği süs güzelidir Beğenmes kimseyi naz özelidir Kaynana kaynana bir biçaredir Saygısıs sevgisiz geldi bir gelin. Karakuşum yazar söyler boşuna Zaman böyle gitmiyormu hoşuna Olan olmuş geçmişlerle işin ne Demlesin çayını getirsin gelin.
Akşamlar
Güneş battı yine çekildi kuşlar Bir gariplik çöker akşam olunca Yumar gözlerini karışık düşler Her taraf karanlık akşam olunca. Geçmiş mazisini hatırlar durur Giden geri gelmez kimlere sorur Derinden ah çeker göksüne vurur Uzar geceleri akşam olunca. Kurulan hayaller boşuna gitmiş Virane bahçede baykuşlar ötmüş Issız yuvasında bir duman tütmüş Tükenmiş ümütler akşam olunca. Kulakları seste kapısı çalmaz Kapanmış telefon hiç soran olmaz Dört duvara bakar gözleri görmez Dertleri tazeler akşam olunca. Sırtı kamburlaşmiş çökmüş omuzu Ayağına inmiz ince bir sızı Kesilmiş takatı kalmamış pozu Hatırlar geçmişi akşam olunca. Yemeği yok tenceresi boş durur Bir kenarda kalmış kuru aş durur Karakuşum gözlerine yaş dolur Dalar derinlere akşam olunca.
Kozalı Gelin
Seher vakti çıkmış yolun üstüne Uykudan uyanmış gözleri bir hoş Taramış zülfünü belin üstüne Uzayıp gider yolları bir hoş. Hasbihal eyledim sallar başını Sanki güneş doğar açmış döşünü Gizleyip göstermez gözün yaşını Allı yazmasının gülleri bir hoş. Gümüş kemer sıkmış ince belini Saş bağı bağlamış zülüf teline Takmış helkeleri gider yoluna Süzer etrafını bakışı bir hoş. Karakaş üstünde pullu çemberi Göklerdenmi inmiş sanki bir peri Bilmemki dengimi gelinin yari Yürür nazlı nazlı gidişi bir hoş. Özenmiş yaradan kendi eliyle Süsler etrafını kendi gülüyle El ele tutuşup gezer yariyle Burcu burcu gelir kokusu bir hoş. Renkli bir kelebek uçacak gibi İlk baharda güller açacak gibi Bülbül gül dalında ötecek gibi Kalem kaşlarını çatışı bir hoş.
Ali Karakuş
Geçen Ömür
Deli gönül yine coştu çağladı Gözlerinden akan yaşlarına bak Dağılmış sürüsü kimse kalmamış Uzaktan bakışır dostlarına bak. Yürüyemez ayakları dolaşır Ah çekip göksüne vurmak yaraşır Dermanı kalmamış ne iş başarır Konuşur dinlenmez sözlerine bak. Dökülmüş saçları kaşı kalmamış Ağzının içinde dişi kalmamış Kurumuş damarlar yaşı kalmamış Geri geri gider adımlara bak. Omuzunun bir tarafı çöküyü Ağrı girmiş bellerini büküyü Saçlarına kınaları yakıyı Tabanından çıkan beyazına bak. Yıbramış kemiği ayak taşımaz Tabanları yarık yollaraçılmaz Ah ile vah ile yollar aşıkmaz Yerine gelmeyen dileğine bak. Geceleri uyuyamaz oturur Boş hayaller artık seni bitirir Kambur felek artık seni götürür Gitmez karşı verir ellerine bak. İmam sarığını giyer başına Yavaş yavaş son verilir işine Hiç bakan olurmu gözün yaşına Acele toprağı yitenlere bak. Ali Karakuş
Canan
Akşam üstü bir güzele vuruldum Açtı kapısını gir dedi bana Haş sohbet eyledi sanki bağladı Açtı kollarını sar dedi bana Hayali bir ev duvarı çatlak Bu nazlı dillerin gözleri patlak Bozulmuş öcesi her yeri çatlak Kaldırdı örtüsün gör dedi bana. Ağzı faraşmıdır ne kadar büyük İnce bacakları karnı pek yayık Yavaşca yürüdü bir yanı çalık Elini elime ver dedi bana. Uzun entarisi gülleri solmuş Çatlamış dudağı derisi kalmış Hani nerde senin sevgilin nolmuş Maalesef ilk aşkım sen dedi bana. Çene otomatik hiç sözü bitmez Yanmamış ocağı tütünü tütmez Kaldım bir köşede az öte gitmez Yüzünü yüzüme sür dedi bana. Çürümüş dişleri rengi sararmış Uzamış tırnağı içi kararmış Gelip geçenleri yari sanarmış İşte aradığım sen dedi bana. Yalın ayakları tabanı yarık Düzgün yürüyemez bir yanı çalık Sudan uzaklaşan kokuşan balık Burcu burcu kokar gel dedi bana. Sordum canan tuvaletin nerede Babadan kalmıştı kaldı geride Karakuşum duramazsın burada Dam ardından dolan sor dedi bana.
Köyümüz
Tepesi dağ önü ova Bu köy bizim köyümüzdür Nice yıllar aldık hava Bu köy bizim köyümüzdür. Samsun yolu uzar gider Doğası ne kadar güzel Yıkık evler neşe bozar Bu köy bizim köyümüzdür. Kalmamış ağası beyi Geçip gitmiş emme dayı Veran olmuş bahçe bağı Bu köy bizim köyümüzdür. Taşlarında baykuş öter Bir acayip tütün tüter Ne dalında gülü biter Bu köy bizim köyümüzdür. Kalmamış gelini kızı Kayıp olmuş eski nazı Hayaller kurardık bazı Bu köy bizim köyümüzdür. Ne koyunu kuzusu var Ne yaylası yazısı var Unutulmaz mazisi var Bu köy bizim köyümüzdür. Hatıralar hiç kalmamış Taş üstünde taş kalmamış Karakuşa eş kalmamış Bu köy bizim köyümüzdür.
Yalan Dünya
Ah ile vah ile geldi geçiyor Zalım felek ne gününü gördüm ben Kimi allar giymiş neşe içinde Şikayetim kime soramadım ben. Ne baharımız kaldı nede kışımız Nr hayaller kaldı nede düşümüz Ta ezelden yaralıdır döşümüz Kahkahalar atıp gülmedimki ben. Adım adım sanki izledin beni Kararttın her yanı görmedik günü Dumanla kapladın gönül bağını Yolları kapattın varamadım ben. Sele verdin bentlerimi boşuna Eziyet ettikçe gitti hoşuna Ağustosta kar yağdırdın başıma Gençlık ne demektir bilemedim ben. Acılar içinde gözlerim yailı Hiç mi baharı yok hep karakışlı Her zaman siperde elinde beşli Nedir kabahatim soranadım ben. Bitti mücadele uyum zamanı Gitti artık yüce dağın dumanı Yazılıyor Karakuşun fermanı Kapattın gözümü göremedim ben.
Turnakar
Gök yüzünde uçup giden Turnalar Girmemiş sıraya katarı bozuk Alıcı kuşlardan sakın yaralar Çıkmış yücelere bakışı bozuk İçi yaralanmış öter birisi Garip garip uçar gider sürüsü Uzatıp boynunu gelir gerisi Bakar etrafına ötüşü bozuk. Sarp kayalıklarda şahin yuvası O yüce dağların nafis havası Geçir kulağına kartalın sesi Yutar bir lokmada çenesi bozuk. Sarı turnam suyu nerden içersin Kimseyi incitmen neden kaçarsın Irmaklardan nehirlerden geçersin Yaklaşma engine doğası bozuk. Yavruların yokmu nerde gizlersin Süzülürsün dere tepe düzlersin Bakıp bakıp garipleri izlersin Sorma Karakuşun düzeni bozuk.
Boş Ağıt
Ben ölünce sakın bana ağlama Izdırap çektirdin güldürmedin ki Ah edipte karaları bağlama Akan gözlerimi dindirmedin ki. Yükleme üstüme boşa taşları Akıtma gözünden yalan yaşları Eğer hatırlarsan olan işleri Elimden tutupta kaldırmadın ki. Boşuna süsleme mezar taşımı Gelipte çiğneme kuru başımı Dökülmüş çürümüş olan dişimi Bir acı melhemi çaldırmadın ki. Dünya kalsa Süleymana kalırdı Pir Sultanlar gitmez burda olurdu Nice padişahlar devran sürürdü Bunlardan bir örnek aldırmadın ki. Seneler dolanır bayramlar geçer Titremiş elleri ne yer ne içer Söylemez halini kalırsa naçar Açık yarasını sardırmadın ki. Eminmisin solmayacak güllerin Böyle kalacak mı güçlü kollaraı Bir gün tutulacak senin dillerin Elimden tutupta kaldırmadın ki.. Ölüm bir murattır yaşlı olana Ne mutlu ki geçmişini sorana Karakuş selamı söyler kalana Gideceğin günü bildirmedin ki.
Geçen Günler
Gelip gider olduk koca dünyadan Sanki bağlanmıştı kolumuz bizim Suçlumu doğmuştuk bilmem anadan Hiç bir şey söylemez dilimiz bizim. Ne baharımız var ne kışımız Ulu yaradana kaldı işimiz Gerçek hayalimiz düşümüz Bataktan kurtulmaz yolumuz bizim. Hayaller kurardık düşerdik yola Yaşlı güzlerimiz hep dola dola Bakardık geriden açılmış güle Dikenleri yırttı elimizi bizim. Yarılmış tabanı elimiz nasır Ufacık yatağı tabanı hasır Ahırında inek kuzlamaz kısır Ezelden büküldü belimiz bizim. Kırık lambasının yanmaz şişesi Sobası kararmış yemek piçesi Toprak dolu evlerinin köşesi Hep dua ederdi dilimiz bizim. Karakuşum uzun uzun yazarsın Efkar gelir sen kendini üzersin Kime kahırlanıp kara bozarsın Kapalıdır gitmez yolumuz bizim.
Kuzuluk / Adapazarı
Yerleşmiş ovaya dağa yaslanmış Sanki gelin olmuş yüzü süslenmiş Benimsemiş güzelliği üstlenmiş Cennetin kokusun almış Kuzuluk. Cıvı lcıvıl olmuş her taraf dolu Türlü çiçek açmış dağların gülü Eser serin serin dağların yeli Tabiat güzeli olmuş Kuzuluk. Sular kaynayarak akar buradan Ne güzel yaratmış ulu yaradan Kuşlar başka başka öter buradan Cennetten güzellik almış Kuzuluk. Etrafında türlü yeşil dağları Yeşiller içinde kalmış evleri Yakışmış doğaya bütün köyleri Çeşitli yeşile dalmış Kuzuluk. Yerleşmiş dağların orta yerine Özenle yapılmış üyelerine Şifalar ve4riyor gelenlerine Kaynayan sulara girmiş Kuzuluk. Karakuşum Kuzuluku çok över Gitmek isterisen görmeyi değer Kıymetini bilen burayı sever Her yere ününü salmış Kuzuluk.
Çorum / Kuşsaray Köyünden ALİ KARAKUŞ |